08.07.2022, 10:34

Ayşe Gelin - 2. Bölüm

Günleri hakkını savunma gayreti içerisinde geçse de arada köşk biriktirmeye de devam eder Ayşe gelin, çeşmeye gittiği günlerinde yürüyüş yolunda kendisi ile konuşanlara dahi olumsuz tavır gösterildiği bir zaman dilimini yaşar. Artık her çeşme yolunda kendisi ile konuşanlar susar.

Ayşe gelin ise zihninde var olan yirmi sayfalık kuranı kerim ezberlerini beş bölüme ayırır ve bu sayfaları tekrarlar. Dönüş yolunda ise birkaç defa denemiş fakat yükünün ağırlığından ötürü olsa gerek karıştırdığını fark ettiği için sayısını bilmeden salavatlar çekmeye başlar…

Sayısını bilmiyor olmasını düşünür evvela. Böyle düzensiz dualar, salavatlar, tevhitler olur mu der. Sonrasında eşinden dinlediği bir başka hikaye ile devam eder zikirlerine…

Hikâye; hoşgörü ve edep timsali Yunus Emre’ye aittir. Değerli şair yaşının epey ilerlemiş olduğu bir dönemde kendisini uzak beldelerden ziyarete gelen dört dervişin “şimdiye kadar kaç şiir yazdınız?” sorusunu öyle bir cevap verir ki dervişler tesbihlerini koparıp atarlar.

Aklına sayı geldikçe Yunus Emre’nin cevabını düşünür Ayşe gelin. Tebessüm eder. Salavat çeker. Kendisi ile kimsenin görmediği ortamlarda konuşmayı seven komşularından biri sorar bir gün.

  • Yeni gelin senin ağzın hep kımıldar ne okur durursun…
  • Salavat çekerim, tevhit çekerim teyzem…
  • Ee elinde tesbihin yok olur mu hiç öyle…
  • Ben aylardır söylerim, olur valla…
  • O zaman aklında tutarak saymaya çalışırsın sen
  • Yok teyzem, “Ben sevgilim için yaptığım şeyleri saymam”

Birkaç adım daha yürüdü, komşu teyze Yunus Emre’den alıntı yaptığı cümlesinden ne anladı düşünmedi. Sonra tekrar etti “ Ben sevgilim için yaptığım şeyleri saymam”… Ne güzel cümleydi bu… Cevabını bulamadığı soruları geldi aklına…

Hz Peygamberin sabahlara kadar nafile namaz kılması, sayısı bilinmeyen zikirler çekilmesi… Kişiye hareketlerini yaptıran sevgiydi. Yapmamasını gerektiren ise nefret… Sevgi ile var olmak, nefret ile …

Tam altı yıl evvel eşi kendisine çok sevdiği papatyaları topladığı bir günde naz halinde “kaç tane papatya topladın diye sormuş” karşılığında bu hikaye ile cevabı duymuş ve çok mutlu olmuştu. Fakat aynı cümleden sonsuzluğa yürüyen büyüklerin, nasıl bu kadar ibadet yapabildiklerine dair sorularının cevabına ulaşması bu güne nasipmiş…

Zamanın okları hedefini dövedursun. Gün gelmiş girdiği çeşme yolunun başında yolu tutulmuş ve artık bu yoldan geçemeyeceği söylenmişti Ayşe geline… Nedeni yoktu. Nedene gerek de yoktu. Ne yapacağını sorabildi sadece. Müstehzi hareket ve ses tonu ile dağ yolunu göstermişlerdi.

Evvela bismillah dedi ve yola koyuldu. Lakin yolun dikenlerle kaplı olması, uçurum olması, engebeli olmasının yanında bir de fark edilir derecede uzunluğu vardı. Beş günde bitirdiği ezberlerini her gün bitiyordu artık. Günlerce devam eden bu süreçte dikenlerle kaplı eski dağ yolunu gide gele güzelleştirmişti. Manzara izlemek isteyen de oradan geçiyor, keçilerini otlatmak isteyen de…

Yaptıkları yola almama hedefi, Ayşe geline yeni bir yol açtırmıştı. Kendileri ise başarısızlığın hırsı ile adeta yolsuz kalmışlardı. Son günlerde ağızlarını oyalayan en mühim konu var olan aşırı kilo rahatsızlığını nasıl giderecekleriydi.

Bu konu üzerine konuşuyorlardı ki dağ yolunun başında kendilerini başarısızlığı ile mutlu olacaklarına inandırdıkları hedef kişiyi gördüler. Ağzının hareket ettiğini fark ettiler ve bu durum kendilerini rahatsız etme adına yeni ve güzel bir sebepti.

  • Acaba bize mi bir şeyler söylüyor?
  • Hakaret mi etti yoksa?
  • Soralım bakalım
  • Öyle kolay mı?

Söylenenleri duyarak yürümeye devam eden Ayşe Gelin ezberine yeni kattığı Furkan suresini okumaya devam ederek ilerledi ve 63. Ayeti kerime ile bitirdi.

“Rahmanın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler. Cahiller onlara laf attıklarında, “Selam.” Derler.

Son kelime de geçen “kalu selama” ifadesi sonrası ne diyeceklerini bilemediler ve ses çıkarmadılar… Denk gelen bir güzellik olmuştu. Dönüş yolunda kendisini izlediklerini göremese de hisseden ekipten uzaklaşırken salavat evveli şükürler ediyordu Rabbine…

Lakin ne Ayşe gelinin imtihanları bitecekti. Ne de kendisini imtihan edenlerin hasede bürünmüş hırsı.

Bir araya geldiler kafa kafaya verdiler. Ve içlerinden biri kızgın ateşte ısıttığı bir demir parçası ile Ayşe gelinin testilerinden birinin delecekti. Bu şekilde testilerinden biri geldiği gibi boş olarak geri gidecekti.

Aralarında kilolarından en rahatsız olanı “bu kadarını da yapmasak mı?” diyordu. Fakat ekibin lideri kimi ne ile ikna edeceğini iyi biliyordu.

Uzaktan gelen ve uzun yolları yürüdüğü için bitkin hali kendilerine olmak istedikleri zayıflık olarak görünen, bu nedenle bir başka kıskançlığa sebep olan Ayşe gelin gösterilmiş bir de bu mevzudan dem vurulmuştu. Bir nebze de olsa atan insanlık damarı, bu sözler üzerine durmuştu.

Ayşe gelin suyun yanına geldiğinde farklılığı sezmişti. Lakin kimsenin kalbini okuyamadığından kendisine bu denli iyimser davranan kişilerle karşılıklı tebessümler edildi.

Bir şekilde söze girilmiş, evvela muhabbet havası verilmiş ve sonrasında fark edemediği bir anda testisine küçük bir delik açılmıştı…

Mevsim ilkbaharın ilk günleriydi. Her yer bitkilerden uçuşan polenler ile doluydu. Rüzgârlar hiç bitmemesi istenecek güzellikte esiyorlardı.

Ayşe gelin kırık testisi damlatadursun yürümeye devam etti. Sadece yürüdü. Dünyası bu küçük köyden ibaret sade bir yaşamı vardı. Bu küçük dünyada birkaç kişinin hırsı yüzünden çoğu kişi kendisine uzak duruyordu. Ayşe gelin ise yürüyordu. Dünya ona düşman, o ise ağzında ayetler ile yürüyordu…

Eve vardığında testilerden birinde yarıdan az su kaldığını gördü. Başka bir testisi de yoktu. Yapacak bir şeyi de... Testilerini aldı okudu yürüdü… Çeşmeye vardı. Kimisi göstermeden, kimisi katılarak güldü. O testileri doldurdu ve yürüdü…

Yaralı olduğu için akıtan testi sağ omuzunda duruyordu, Ayşe gelin yürüyordu…

Rüzgâr polenleri bir vadiden, tohumları bir başka yamaçtan dağ yoluna uçuruyor, Ayşe gelin yürüyordu…

Tohumlar toprağın bağrına ilahi bir dokunuşla ekiliyor Ayşe gelin yaraladıkları testi ile yürüyor ve tohumlara can suyu veriyordu…

Sonra öyle bir gün geldi ki, yollarda yürümesine izin verilmediği için ilk adımlarını attığında dikenlerden yürümekte zorlandığı bu yol, yaralanmış su kabından damlayan su, rüzgârın uçurduğu polen, ağzından çıkan ayetlerin de tesiri ile maddi ve manevi arınmış bir çiçek bahçesi oldu.

Dağ yolu zirvedeydi… Yeşeren rengârenk çiçekler köyün hemen her bölgesinden görünüyordu. Lakin çeşme başında su kaplarını doldurarak yoluna düştüğünde ardından bakan nefret ile bakanlar çiçekleri hiç göremediler…

Köydeki çocuklar, yaşlılar, civar köylerden görüş açısına girenler zevkle ve mutlulukla izlediler… Ama birkaç kişi bu binlerce çiçeği ve de oluşturdukları destansı musikiyi hiç göremediler… Görmenin göz ile olmadığı öğrettiler… Gönüllerin gözlerden çok daha keskin görebildiğini öğrettiler…

Sonrasında neticelenmiş bir ömür…

Ayşe gelin ve diğerleri, herkes göçtü gittiler…

Kimileri dikenli yolları gülistana çevirdi… Kimileri birilerini yollarından etme adına bir tek çiçek göremeden bir ömrü heba etti…

Yorumlar (3)
Sabire 2 yıl önce
Gönülden görebilmek dileğiyle
izzet 2 yıl önce
gönlüne yüreğine sağlık hocam
Murat 2 yıl önce
Diline emeğine bilgine sağlık
Günün Anketi Tümü
Bu sezon gol kralı kim olur?
Bu sezon gol kralı kim olur?
Namaz Vakti 12 Nisan 2024
İmsak 04:54
Güneş 06:21
Öğle 12:57
İkindi 16:32
Akşam 19:23
Yatsı 20:43